GECE

      Oturmuş kitabımı okuyordum. Her zaman yediğim çerezlerden almıştım. Arada sırada bir tane ağzıma atıyor, uzun süre yutmuyor, ağzımda oynuyordum.
      Kitap okurken aklım hep karışırdı. Sürekli düşünürdüm. Meselâ niçin kitap okuduğumu ,sadece okumuş olmak için mi okuduğu mu? Sayfalar ilerlerdi. Bazen dalmış olduğumu fark eder. Üç dört sayfa geriye dönerdim.
Yine üç dört sayfa geriye dönmek zorunda kalmıştım. Kafam karışmıştı ,yine hayallere dalmış; Kendi dünyamı hayallerimde yaşamaya başlamıştım. Gelmekte olan kış kendini yağmur olmuş camıma vurarak gösteriyor, buda beni farklı duygulara sürüklüyordu. Anılara, acılara, sevinçlere yani karışık duygulara. Kendimi bir labirent de hissediyordum. Sürekli aynı olaylar !
      Bir anda kendime geldim. Tüm sesler susmuştu. Saat tıklamaz, yağmur camıma vurmaz olmuştu. . Sanki bir şeyi bekliyorlardı. Kapının çalınmasıyla irkildim; Her şey susmuştu sadece kapının sesi vardı. Saatin kaç olduğunu hatırlamıyorum. Sadece artık güneş yoktu gökyüzünde. Canım kapıyı açmak istemedi, korkmuştum! Ağzımdaki çerez boğazıma düğümlendi. Zar zor yutabildim. Kapı bir kez çalmıştı. Açmayacaktım evet açmazsam eninde sonunda sıkılır giderdi.
Sonra kapı bir kez daha çaldı. Ama daha bir kuvvetli çaldı. Sanki zilin sesi kapıyı açmam için bana emir veriyordu. Hafifçe kalktım. Yavaşça kapıya yöneldim. Canım hiç açmak istemiyordu. Kapının tokmağı çok soğuktu.
      Kapıyı açtığımda bir an donacağımı sanacak kadar üşüdüm. Ama bu dışardan gelen soğuk havadan değildi. Karşımda bir insan yoktu sanki; Kendinden çok emin ve kararlıydı. Yıllardır geldiği bir yermiş gibi girdi içeriye. Oturma odasına yavaş ve kararlı bir şekilde ilerledi. Adımları ses çıkarmıyordu...
      Sonra benim her zaman oturduğum koltuğa oturdu. Koltuğa bir kralın tahtına oturması gibi oturdu. Bende tam karşısına oturdum. Sadece ayaklarını görüyordum.
Hiç kıpırdamıyordu. Bir şeyler bekler gibiydi. Bir saat böyle sancılı bir şekilde geçti. Sonra yavaşça ayaklarından kaldırdım başımı. Gözlerine geldiğimde , Sanırım beklediği şey olmuştu. Yavaşça elini ceketinin cebine soktu ve bir sigara çıkardı. Elinde çevirdi, dibini koltuğa birkaç kez sert bir şekilde vurduktan sonra yaktı sigarayı. Derin bir nefes çekti. Islık gibi bir ses çıktı ve sessizliği bozdu. Bir süre sonra sigarayı öbür eliyle aldı ağzından ve hızlıca duvara fırlattı.
      Ben donup kalmıştım. Nefes alışım karışıyordu, terliyordum. Kafamdan binlerce şey geçmeye başladı bir anda ve başladığı gibide durdu. Bu sefer daha da yavaş bir şekilde elini ceketinin içine soktu. O kadar sert tiki sanki dışarı çıkan demir parçası vücudunun bir parçasıydı. Elindeki tabancanın şarjörünü çekti. Bir klik sesini başka bir klik sesi takip etti. Sonra elini silahın üstünde gezdirmeye başladı. Sanki savaştan önce atını sakinleştirmeye çalışan bir savaşçı gibiydi.
      Tabancayı bana doğru uzattı. Bir ses duydum. Kuvvetli bir sesti duvarlarda yankılanıyordu. Hiçbir yerim acımıyordu. Sanırım bana ateş etmemişti.
      Bir anda ayaklarım üşümeye başladı. Ayaklarımı kendime doğru çektim ,soğuk biraz daha yukarı geliyordu. Göğsümde bir sızı hissettim. Sanırım vurulmuştum!       Elimle göğsüme bastırdım açıyı söküp atmak için. Elime bir ıslaklık geldi. O anda karşıma baktım. Silahı yavaşçana indirmeye başlamıştı. Ayağa kalktı, bana doğru yaklaştı. Canım yanmaya başlamıştı. Ama korkum kalmamıştı artık. Bir huzur sardı içimi. Bana doğru yürümeye başladı. Yanıma geldi oturdu. Bir süre çıt çıkarmadan bana baktı. İstemeyerek ben bozdum sessizliği derin bir nefes alarak, iyice yorulmuştum. Tüm gücüm göğüs kafesimden dışarı fışkırıyordu. Kozasından yeni çıkmış bir kelebek gibiydim şaşkın ama bir o kadarda emin .
      Beni omuzumdan tutarak yere yatırdı. Başımı altına bir yaştık koydu. Sonra yaranın üzerine elini kuvvetlice bastırdı, kanamam biraz durdu.
Yüzüne baktım. Karanlık ve sertlik yerini şaşkınlık ve masumiyete bırakmıştı. Üç yaşında yaramazlık yapmış bir çocuk gibiydi, Yaptığı yaramazlığı bilip cezasını bekleyen bir çocuk gibi.
      Gözlerini kızardığını gördüm. Sonra bir damla bir damla daha tutamıyordu göz yaşlarını. Patlamış bir musluk gibiydi. Tüm gücüyle ağlıyordu. Hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Kulaklarına kadar mosmor olmuştu. Ağlaması azalmıyor git gide daha da kuvvetleniyordu. Sonra bir elini göğsümden çekti yüzünü kapattı .Göz yaşlarıyla kanım karışmıştı. Yüzü kana bulanmıştı. Tanınmayacak bir haldeydi. Artık kapıdan giren adam değildi artık.
      Onun için üzüldüm. Bilmiyorum sebebini sadece üzülüyordum. Göğsüme bastırmakta olan elini tuttum ve tüm gücümle sıktım. Önce gözlerimi içine öyle bir baktı. Sonra tekrar ağlamaya başladı. Ben sıktıkça o daha bir kuvvetli ağlıyor daha çok hıçkırıyordu.
      İyice yorulmuştum, gözlerim kapanıyordu. Elimi oynatacak gücüm kalmamıştı artık. Gözlerim kapanıyordu... Son bir kez daha açtım gözlerimi: Artık kulağıma ağlama sesleri gelmiyordu. Sadece bir uğultu vardı. O dev sert kararlı insan ise elindeki tabancayı kafasına yaklaştırıyordu.

©TAYFUN ULU